Açılması bizzat bana yarayan bir konu olmuş, teşekkür ediyorum öncelikle. Bu vesile belki mesaj kotamı doldurmamı sağlar da beni de aylık alımlarda aranıza katarsınız

Kıl bir herif olduğum için, özellikle popüler hollywood filmlerindeki anlatılar bana geçmediğinde illa bir noktasından yakalayıp kulp takmak gibi bir huyum vardır, bu yüzden amerikan sinemasının dışına yıllar evvel çıktım. Velhasıl, her yerde görülebilecek tavsiyelerin ekseninden çok şaşmadan, ama amerikan sinemasına da pek yaklaşmadan bir iki tavsiye vermek isterim.
"Lavuk entel takılıyor!" demeden önce bir izleyin, sonra yine dersiniz
Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg'den Druk (2020) ve The Hunt (2012)'ı izlemediyseniz kesinlikle izleyin.
Danimarka demişken, Lars von Trier'i de Dogville (2003) yapımıyla analım. Herkesin sevebileceği bir film değil, epik tiyatronun absürtlüğünü kullanan bir toplum eleştirisi.
Polonyalı Kislovski ya da kopyalayıp yapıştırmadan ezberden yazamayacağım haliyle "Krzysztof Kieślowski"nin Fransızca film üçlemesi "Trois couleurs"ü Bleu (1993)'den başlayarak izleyin.
Aynı yönetmenin ülkesinde çektiği 10 Emir'i anlatan Dekalog (1989) serisi ayrı bir efsanedir, onu da yeni şeyler denemeyi sevenlere dizi klasmanından tavsiye ederim kesinlikle.
Şimdilik kuzeyin dışına çıkmayalım, bir iki tavsiyeyle noktalayalım. Beklediğimden uzun bir yazı oldu. Bir kişinin bile ilgisini çekip beğendirirsem kardır. Belki bir gün devamını getiririm