• Mart Ayı Kahve Kulübü Toplu Alım Organizasyonu
    Sevgili Ziyaretçi Mart ayı Kahve Kulübü ortak alım firması sizlerin oyları ile Olwen Coffee seçildi. Bu konudan Mart ayı toplu alımı ile ilgili gelişmeleri öğrenebilirsin. Kahve Kulübü toplu alımı ve kulüp ile ilgili gelişmelerden, özel indirimlerden, yayınlardan hızlı bir şekilde haberdar olmak için buradan Whatsapp Kanalına katılmayı, Instagram ve Twitter adreslerinden bizi takip etmeyi unutmayın.
  • Telefon numaranızı paylaşmadan Kahve Kulübü duyurularından, güncel indirim ve kampanyalardan haberdar olmak istiyorsanız Bu Linke tıklayarak Kahve Kulübü Whatsapp Kanalını takip edebilirsiniz.

Dizi - Film Muhabbeti

emrekocakurt

Müverrih
Editör
Konum
İzmir
İsim
Emre
Daha fazla  
İsim
Emre
Selam.

En sevdiğim dizi Hannibal. Şu an The Boys izliyorum, çok keyifli.

Dizi ve film konusunda tam bir mağara adamıyım. Daha geçen 1999 yapımı Eyes Wide Shut'ı izledim, o kadar gerideyim.

Uyarı: Birbirinize spoiler vermeyin.
 
Günümüzde filmler ve diziler sürekli bir mesaj veriyor. Bu nedenle kült filmleri izlemeyi tercih ediyorum. Aamir Khan filmleri ilgimi çekiyor. Mesaj veren filmlerden biriside Johny Wick serisi. Sürekli filmin sahnelerinde bulmaca çözmeye çalışıyorsunuz.
 
Uzun yıllar önce izlediğim Forrest gump ı geçen tekrar izleyeyim dedim. Üzerine çıkabilecek çok az film vardır sanırım. Bu seferki izleyişimde daha da derinleşti resmen.
 
Açılması bizzat bana yarayan bir konu olmuş, teşekkür ediyorum öncelikle. Bu vesile belki mesaj kotamı doldurmamı sağlar da beni de aylık alımlarda aranıza katarsınız :)
Kıl bir herif olduğum için, özellikle popüler hollywood filmlerindeki anlatılar bana geçmediğinde illa bir noktasından yakalayıp kulp takmak gibi bir huyum vardır, bu yüzden amerikan sinemasının dışına yıllar evvel çıktım. Velhasıl, her yerde görülebilecek tavsiyelerin ekseninden çok şaşmadan, ama amerikan sinemasına da pek yaklaşmadan bir iki tavsiye vermek isterim.
"Lavuk entel takılıyor!" demeden önce bir izleyin, sonra yine dersiniz :P

Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg'den Druk (2020) ve The Hunt (2012)'ı izlemediyseniz kesinlikle izleyin.
Danimarka demişken, Lars von Trier'i de Dogville (2003) yapımıyla analım. Herkesin sevebileceği bir film değil, epik tiyatronun absürtlüğünü kullanan bir toplum eleştirisi.

Polonyalı Kislovski ya da kopyalayıp yapıştırmadan ezberden yazamayacağım haliyle "Krzysztof Kieślowski"nin Fransızca film üçlemesi "Trois couleurs"ü Bleu (1993)'den başlayarak izleyin.
Aynı yönetmenin ülkesinde çektiği 10 Emir'i anlatan Dekalog (1989) serisi ayrı bir efsanedir, onu da yeni şeyler denemeyi sevenlere dizi klasmanından tavsiye ederim kesinlikle.

Şimdilik kuzeyin dışına çıkmayalım, bir iki tavsiyeyle noktalayalım. Beklediğimden uzun bir yazı oldu. Bir kişinin bile ilgisini çekip beğendirirsem kardır. Belki bir gün devamını getiririm :)
 
Açılması bizzat bana yarayan bir konu olmuş, teşekkür ediyorum öncelikle. Bu vesile belki mesaj kotamı doldurmamı sağlar da beni de aylık alımlarda aranıza katarsınız :)
Kıl bir herif olduğum için, özellikle popüler hollywood filmlerindeki anlatılar bana geçmediğinde illa bir noktasından yakalayıp kulp takmak gibi bir huyum vardır, bu yüzden amerikan sinemasının dışına yıllar evvel çıktım. Velhasıl, her yerde görülebilecek tavsiyelerin ekseninden çok şaşmadan, ama amerikan sinemasına da pek yaklaşmadan bir iki tavsiye vermek isterim.
"Lavuk entel takılıyor!" demeden önce bir izleyin, sonra yine dersiniz :P

Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg'den Druk (2020) ve The Hunt (2012)'ı izlemediyseniz kesinlikle izleyin.
Danimarka demişken, Lars von Trier'i de Dogville (2003) yapımıyla analım. Herkesin sevebileceği bir film değil, epik tiyatronun absürtlüğünü kullanan bir toplum eleştirisi.

Polonyalı Kislovski ya da kopyalayıp yapıştırmadan ezberden yazamayacağım haliyle "Krzysztof Kieślowski"nin Fransızca film üçlemesi "Trois couleurs"ü Bleu (1993)'den başlayarak izleyin.
Aynı yönetmenin ülkesinde çektiği 10 Emir'i anlatan Dekalog (1989) serisi ayrı bir efsanedir, onu da yeni şeyler denemeyi sevenlere dizi klasmanından tavsiye ederim kesinlikle.

Şimdilik kuzeyin dışına çıkmayalım, bir iki tavsiyeyle noktalayalım. Beklediğimden uzun bir yazı oldu. Bir kişinin bile ilgisini çekip beğendirirsem kardır. Belki bir gün devamını getiririm :)
Özellikle dekaloglar çok iyidir, aşk üzerine olan bölümü ve onun uzun versiyonu hem müzikleri hem de konusu ile zirvedir. Kieslowski gerçekten sinemayı anlamak için iyi bir başlangıç. Ama gerçekten sinemayı ögrenmek istiyorsanız iranlı yönetmen abbas kiyarüstami'nin filmlerini defalarca izlemek gerekir. Böyle estetik bir sinema bulamazsınız. Büyüleyici bir sineması vardır, aşılamaz bir yönetmen. Türk yönetmenlerden de metin erksan,yavuz turgul ve ömer kavur'un bütün filmlerini mutlaka izlemek lazım. Nuri bilge zaten türk sinemasının geldiği son nokta, bir zamanlar anadolu bir başyapıttır.
Lars von tirier çok aykırı bir adamdır, ciddi bir sinema kavrayışı edinmeden izlememek gerekir. Kendisi zaten; benim filmlerim ayakkabı içindeki çakıl taşıdır, diyor :) karanlıkta dans, dogville falan yine izlenir ama bu filmlerde de çok derin şeyleri kurcalar bu adam. Özellikle depresyon üçlemesi aşırı derece rahatsız edici bir sinemadır, pek tavsiye etmem.

sevdiğim bir kaç film yazayım belki izleyen olur;
Köprü üstü aşıkları- leos carax
Ran- Akira Kurusowa
Yakin plan- abbas kiyarustami
Kirazın tadı- abbass kiyarüstami
muhsin bey- yavuz turgul
güz sonatı- bergman
 
Açılması bizzat bana yarayan bir konu olmuş, teşekkür ediyorum öncelikle. Bu vesile belki mesaj kotamı doldurmamı sağlar da beni de aylık alımlarda aranıza katarsınız :)
Kıl bir herif olduğum için, özellikle popüler hollywood filmlerindeki anlatılar bana geçmediğinde illa bir noktasından yakalayıp kulp takmak gibi bir huyum vardır, bu yüzden amerikan sinemasının dışına yıllar evvel çıktım. Velhasıl, her yerde görülebilecek tavsiyelerin ekseninden çok şaşmadan, ama amerikan sinemasına da pek yaklaşmadan bir iki tavsiye vermek isterim.
"Lavuk entel takılıyor!" demeden önce bir izleyin, sonra yine dersiniz :P

Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg'den Druk (2020) ve The Hunt (2012)'ı izlemediyseniz kesinlikle izleyin.
Danimarka demişken, Lars von Trier'i de Dogville (2003) yapımıyla analım. Herkesin sevebileceği bir film değil, epik tiyatronun absürtlüğünü kullanan bir toplum eleştirisi.

Polonyalı Kislovski ya da kopyalayıp yapıştırmadan ezberden yazamayacağım haliyle "Krzysztof Kieślowski"nin Fransızca film üçlemesi "Trois couleurs"ü Bleu (1993)'den başlayarak izleyin.
Aynı yönetmenin ülkesinde çektiği 10 Emir'i anlatan Dekalog (1989) serisi ayrı bir efsanedir, onu da yeni şeyler denemeyi sevenlere dizi klasmanından tavsiye ederim kesinlikle.

Şimdilik kuzeyin dışına çıkmayalım, bir iki tavsiyeyle noktalayalım. Beklediğimden uzun bir yazı oldu. Bir kişinin bile ilgisini çekip beğendirirsem kardır. Belki bir gün devamını getiririm :)
Vinterberg'in Submarino'sunu izlerken insan kendisini jiletleme ihtiyacı duyabilir. The Celebration ise bir başka efsane dizi Succesion'a çıkış noktası olmuştur diyip sabah sabah daha fazla eyyorlamayayım
 
Şimdiye kadar neden açılması diye karşıladığım başlık olmuş. Esaretin Bedeli, Yeşil Yol, Pianist, Prestij, Solgun Mavi Gözler, Göremediğimiz Tüm Işıklar, Trapped, Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok ilk aklıma gelen öneri listesi. Sevgiler.
 
Pluribus, 6. bölüm geldi.
Bitişinde yine Türkçe bir jenerik şarkısı çalıyor."Garipsen"
Şarkı cover. Sanatçılar Kit Sebastian'mış.

Dizide ilginç bir Türkiye merakı var.
Zaten adamlarımızdan biri de Türk ve İstanbulda. Ama kensini hala göremedik.
 
Son düzenleme:
Pluribus, 6. bölüm geldi.
Bitişinde yine Türkçe bir jenerik şarkısı çalıyor."Garipsen"
Şarkı cover. Sanatçılar Kit Sebastian'mış.

Dizide ilginç bir Türkiye merakı var.
Zaten adamlarımızdan biri de Türk ve İstanbulda. Ama kensini hala göremedik.

Gerçekten başarılı dizi, lost gibi kafada 40 çeşit seneryo, kurgu yapıyor insan izlerken :) lost'u anımsattı bana ama çok daha felsefik, distopik bir dizi, çok farkli anlamlar çıkarılabiliyor. 6. Bölümde mesela carol'la kahvaltı yapan keyif düşkünü abimiz, avakodo ve yumurtayı carol'u taklit ederek yedi. Acaba keyif düşkünü abimiz onlardan mı, diye düşündük ama bence direkt o adam daha önceki hayatında avakodo ve yumurta hiç yememişti ama şu an 5-6 tane lombirgihinisi var :) burada yine yönetmen ve senaristler harika dokunuşlarla, basit şeyleri bile ince ince işliyorlar. Güzel noktalara eleştiri getiriyorlar, Keyif düşkünü abimiz basit bir soruyla carol'un 3-4 bölümdür uğraştığı şeyi hızlıca çözmesi carol'un ne kadar bencil ve yalnız olduğunu bir kez daha kendi yüzüne çarpıyor. Google pluribus yazıp aratınca google'un what are you shearching for, carol ? Diye yazı geçiyor, dizi global çapta büyük etki yaptı ve çok ciddi bir reklam bütçesi var, sonu inşallah lost'a benzemez :)
 
en son seyrettiğim dizi last samurai standing..

squid game ve shogun harmanlanmış halini düşünebilirsiniz. ikisini seven bunu da sever.

en son seyrettiğim film predator badlands

avatar'ı seven bunu da sever, aynısı değil düşük bütçelisi. torrent'ten indireceklere 5,84 gb olanda ses sorunu yok, diğerlerinde seste sorun yaşadım.
 
Son düzenleme:
Merhabalar,

Öne çıkanlardan;

Film:
- Rumble Fish
- Barfly
- High Fidelity
- Cube
- Cube 2 - Hypercube
- Cube Zero
- Truman Show
- Mr. Nobody
- Alice in Wonderland, Y: Tim Burton
- Finding Neverland, Y: Marc Forster
- Ölü Ozanlar Derneği, Y: Peter Weir
- Balıkçı Kral, Y: Terry Gilliam
- Good Morning, Vietnam, Y: Barry Levinson
- Stalag 17, Y: Billy Wilder
- I Vitelloni (Aylaklar), Y: Federico Fellini
- Amarcord, Y: Federico Fellini
- Ladri di biciclette (Bisiklet Hırsızları), Y: Vittorio De Sica
- Max, Y: Menno Meyjes
- Su Dünyası
- 12 Maymun
- Blade Runner
- Lisbon Story
- Züğürt Ağa
- Anayurt Oteli
- Sevmek Zamanı
- Keşanlı Ali Destanı
- Yılanların Öcü
- Yedi Samuray, Y: Akira Kurosawa
- Camille Claudel, Y: Bruno Nuytten (1988)
- Agora, Y: Alejandro Amenábar
- Dark City, Y: Alex Proyas
- Sin City
- Conan the Barbarian (1982)
- Samson & Delilah (1949)
- Spartacus (1960)
- Ben-Hur (1959)
- Awaara (1951)
- Forest Gump
- Mulholland Drive
- Lost Higway
- Twin Peaks
- The Usual Suspects
- Pulp Fiction
- From Dusk Till Dawn
- Requiem for A Dream
- Shine (1996)

Dizi:
- Dark
- The Take
- Altered Carbon
- Bron/Broen
- Vikings
- The Sandman
- The Lord of the Rings: The Rings of Power
- Carnival Row
- 3 Body Problem
- Star Wars dizileri (Öne çıkanlar; Andor, Ahsoka, Klon Savaşları, Bad Batch, Asiler)
- Black Sails
- Shôgun
- Westworld
- 1883 (1883-1923-Yellowstone serisi)
- 1899

Anime:
- Cowboy Bebop
- Vampire Hunter D (iki film)
- Trigun
- Rurouni Kenshin
- Mushi-shi
- Monster
- Bleach
- Code Geass
- Steins Gate
- Samurai Champloo
- Castlevania
- Shingeki no Kyojin
- Tokyo Ghoul
- Banana Fish
- Hunter x Hunter
- Bastard
- Black Lagoon

Çizgi Film / Dizi:
- Spawn
- Batman
- Primal
- Rüzgarlı Vadi
- Gökteki Kale
- Howl'un Yürüyen Şatosu
- Immortal (Enki Bilal)
- Ghost In The Shell
- Perfect Blue
- The Lord of the Rings: The War of the Rohirrim
- Mars Express
 
Son düzenleme:
Pluribus, 6. bölüm geldi.
Bitişinde yine Türkçe bir jenerik şarkısı çalıyor."Garipsen"
Şarkı cover. Sanatçılar Kit Sebastian'mış.

Dizide ilginç bir Türkiye merakı var.
Zaten adamlarımızdan biri de Türk ve İstanbulda. Ama kensini hala göremedik.

Sıraya aldım bende 2. sezon için çok bekletmezler umarım gidişata göre imdb puanları pek iyi değil insanlarda beklenti yüksek breaking bad ayarında bir şeyler bekliyorlar :)
 
Startrek The Next Generation izlemeye başladım bilim kurgu seviyorsanız şiddetle tavsiye ederim
 
Pluribus çok etkileyici bir konuya sahip senelerdir bir diziden bu kadar çok etkilenmedim 2 günde bitti, yalnız filmdeki Mr. Koumba Diabaté karekterine bayıldım hele o özel jette kızlarla olan keyfi bana direkt bizim gündemimizdeki o malum jet olaylarını hatırlattı :ROFLMAO:
 
Dün gece kitabını bitirdiğim Bird Box filmini seyredeyim dedim ve gerildim. Ama beni filmin atmosferi değil rezalet seviyesi gerdi. Üç beş genç yolda Sandra Bullock'u çevirip bitirme projelerinde oynaması için yalvarmış.

Netflix'in çektiği ne kadar da anlaşılıyor ama. Saçları güneş gibi olan Tom zenci olmuş, George Çinli ve eşcinsel olmuş, zayıflıktan kaburgaları sayılması gereken Olympia vücut olumlama için obez olmuş, Malorie "güçlü kadın" olmuş, filmde Machine Gun Kelly falan oynuyor. Ya hu tamam her şeyi anladık da niye karakterlerin adını değiştiriyorsunuz be kardeşim? George adının telif hakkı vardı da mı adını Greg yaptınız mesela? Niye bir sürü yeni isim var da Felix, Jules, Don yok; Felix'ler toplanıp para mı istedi? Kitapta duruma vehamet katan, gerginlik veren unsurları çıkarmışlar; filmde gösterdikleri biçimde gerginlik yapmaya hiç gerek yok, o eldeki olanaklarla gül gibi yaşar gidersin. Kurgu ve ilerleyiş zaten göz kanatıyor.

Oturup on sayfa eleştiri yazmak istiyorum ama spoiler olacak... Vallahi çok canım sıkıldı. Sinir stres atmak için yazayım dedim.
 
Geri
Üst