Merhabalar
Öncelikle anaerobik süreçten bahsetmek, bu yönteme aşina olmayan kahve severlerin konuyu anlamasına yardımcı olabilir. Anaerobik fermantasyonda kahveler dışarıdan oksijen girişinin büyük ölçüde sınırlandırıldığı kapalı tanklarda fermente edilir. Ortamdaki oksijen azaldıkça düşük oksijen koşullarında faaliyet gösterebilen maya, bakteriler ve mikroorganizmalar fermantasyonda daha etkin rol oynar.
Kapalı ortamda sıcaklık, süre, ph oranı ve kullanılan kültür gibi diğer değişkenlerle birlikte doğru şekilde yönetildiğinde fermantasyonun daha kontrollü ve tekrarlanabilir ilerlemesine imkân tanır. Bu yöntem özellikle uzun fermantasyonlarda yoğun meyvemsi, şarabımsı veya katmanlı fincanlar ortaya çıkarabilir. Ancak bu karakterlerin yalnızca anaerobik ortamdan kaynaklandığını söylemek doğru olmaz, kullanılan mikroorganizmalar, fermantasyon süresi, sıcaklık ve kahvenin kendi karakteri de sonucu doğrudan etkiler.
Yarı anaerobik süreçlerde ise oksijen tamamen ortadan kaldırılmaz. Kahvenin bulunduğu ortamda oksijen erişimi sınırlandırılarak düşük oksijenli koşullar oluşturulur. Bu durumda kahve çekirdekleri oksijenin de yaratacağı kimyasal reaksiyonlardan dolayı kontrolden uzaklaşsa da anaerobik süreçlerin fincanda yansıttığı baskın aromalardan arındırılmış profilleri yakalmamıza yardımcı olur. Böylece aerobik ve anaerobik fermantasyon arasında farklı bir aroma gelişimi elde edilebilir.
Fincanda ise bu yöntem bazı uygulamalarda daha temiz ve daha kontrollü bir fermante karakter elde edilmesine imkân tanıyabilir. Burada anaerobik süreçlerin kötü olduğunu ima etmediğimizin altını çizmek isteriz; iki yöntem de birbirinden farklı profiller oluşturur ve tercih tamamen kişinin damak tadına göre değişebilir.